rehnüma sultan 9 Takipçi | 3 Takip

birlikteyiz işte.....

2007-12-20 18:39:00

< P style="MARGIN: 0px"> taş atılmış su gibi dalga dalga yüreğim...... canım kardeşim sultanıma... Devamı

bıçak ismaili neden kesmedi?

2007-12-19 01:24:00

  DÜŞÜNÜN Kİ, ÇOK YAŞLISINIZ. Ölüm kapınızı ha bugün ha yarın çalacak. Ve düşünün ki, çocuğunuz yok. Hayırlı bir evlâttan, en güzel yardımcıdan, en güzel haleften, ideallerinizi devam ettirecek bir vesileden mahrumsunuz. Ve mahzunsunuz. Çaresizsiniz. Çünkü acizsiniz. Hasret duyduğunuz şeye kavuşmak için elinizden hiçbir şey gelmiyor. Siz de, Hz. İbrahim gibi, elinizi Rabbinizin rahmetine doğru açıyor ve O’ndan istiyorsunuz. Ve düşünün ki, dualarınızı işiten ve kudretine hiçbir şey ağır gelmeyen Rabbiniz, size İsmail gibi bir erkek evlât ihsan ediyor. Seviniyorsunuz. Şükrediyorsunuz. Oğlunuzu bağrınıza basıyorsunuz. Onunla seviniyor, onunla yaşıyorsunuz. Ve evlâdınız büyüyor. Akıllı bir delikanlı oluyor. Tam sizin istediğiniz gibi, maddeten ve manen size yardımcı oluyor. Ona olan sevginiz kat kat artıyor... Ve düşünün ki, bir gün Rabbiniz size oğlunuzu kurban etmenizi emrediyor. Şaşırıyorsunuz. Sarsılıyorsunuz. İlâhî emir bir defa daha tekrarlanıyor. Sonra bir defa daha. Rabbinizin emrinin kesinlik kazandığını anlıyorsunuz... Ne yapardınız? Ne yapardık? İsterseniz, bizim halimizi sonra düşünmek üzere, şimdi Hz. İbrahim’in ne yaptığına bakalım. Hz. İbrahim’in Rabbinin emrine dosdoğru uyup, İsmail’ini kurban etmek için yola koyulduğunu hepimiz biliyoruz. Yolda kendisine vesveseler ve şüpheler vermeye çalışan şeytanı Rabbinin rahmet ve şefkat delilleriyle taşladığını, Hz. İsmail’in de ilâhî emir karşısında teslimiyet ve sabır üzere olduğunu, nihayet baba oğlunu kurban etmeye çalıştığı halde, bıçağın İsmail’i kesmediğini, Rabbinin İsmail yerine kurban edilmek üzere bir koç gönderdiğini de hemen hepimiz biliriz... Fakat, Hz. İbrahim’in İsmail’i kurban etmeye hazır oluşu aslında bir son adımdı, bir neticeydi. Çünkü, İsmail, onun Rabbine sunduğu ilk kuban değildi; son kurbandı. Hz. İbrahim’in Rabbine kurban ettiği ilk şey, kendisi oldu. Çünkü, o, Kur’ân’da da anlatıldığı gibi, kendisini bi... Devamı

HADİ SÖYLEYİN BU ŞARKIYI!

2007-12-19 12:43:00

BAYRAM,uzun süre yavaş yavaş ilerleyen gönlün,ruhun belli bir merhaleye gelişinin kutlanışıdır.BAYRAM,güneşin bir dağ yarığından doğuşu,bir gülün açılışı,bir insanın şehit oluşu,yahut suyun kaynağından çıkışı gibi... yortulardan,karnavallardan uzaktır bayramın anlamı.ruhtaki yükselişin dışa vurması ve coşkulu ruhların topluca ALLAH'A yönelişleri;birbirlerinin yönelişlerini kutlamaları... ALLAH ne güzel birleştirir birleşmezleri...ne güzel toplar tüm insanları aynı ses etrafında.ve bayram ettirir doğuda,batıda,kuzeyde,güneyde olanı.acı çekeni ve huzura ereni birleştirir.acıları paylaştırır.çocukları ve yaşlıları birleştirir.şehirleri,evleri,insanları duruluğa erdirir. BAYRAMDIR...ruhların YARATICISINA yönelmesi ve arınarak,tazelenerek birbirimize gülümseyişimiz...''ben'' duvarlarını yıkıp dünyanın tüm müslümanlarını kucaklayışımız...acıları kalbimizin ortasına bastıra bastıra ölümsüz şarkıyı söyleyişimiz... biz ve o şarkı...HAZRET-İ PEYGAMBERİN öğrettiği şarkı...EY SAYISIZ ACILARA BULAŞMIŞ İNSAN!fanilerin,kara yüzlülerin,firavunların,yalancıların ve zalimlerin;tüm ALLAH düşmanlarının saçtığı karanlıklar altında ümitleri kırılan;fakat aydınlığa olan inancını yitirmeyen insan!hadi söyle bu şarkıyı!kimselere duyurmadan içinde mırıldanıp durduğun,o çok sesli şarkını söyle...insanlar onu duyunca kimileri dirilecek,kimileri de ışığı bırakıp karanlığın uçurumlarına kaçacak büsbütün.ama sen,diriltmek için söyleyeceksin şarkını.''ey halkım''de.''ey insanlar''de.işte duyun beni:ölümü kolaylaştıran,hayatı tüy gibi hafifleten ve dağları eriten o şarkıya kulak verin! nerede ve nasıl olursak olalım;ister savşta ve acılarla,ister uzakta ve hasretle olalım,yine de söyleyelim şarkımızı.bir kapı açıp ALLAH'A gidelim.hadi açın gönlümüzün perdelerini!''hakikat ehlinin sohbetine zaman,mekan mani olmaz;biri şarkta,biri garpta;biri dünyada,biri berzahta olsa da KUR'AN ve iman bağı,manevi bir radyo gibi onları birbir... Devamı

ŞEB-İ ARUS

2007-12-19 00:28:00

ÖLÜM GÜNÜ TABUTUM YÜRÜYÜNCE , ŞU DÜNYANIN DERTLERİYLE DERTLENİYORUM SANMA. BANA AĞLAMA,YAZIK,YAZIK DEME. CENAZEMİ GÖRÜNCE AYRILIK,AYRILIK DİYE FERYAT ETME. BENİ TOPRAĞA VERİRKEN ELVEDA,ELVEDA DİYE AĞLAMA. GÜN DOĞUMUNU GÖRDÜN YA.. GÜN BATIMINI DA SEYRET. HANGİ TOHUM YERE ATILDI DA ÇIKMADI. İNSAN TOHUMU HAKKINDA NİÇİN ZANNA DÜŞÜYORSUN?   VE SONRA SUSTU. GÜN ON YEDİ ARALIKTI.   O HALA KONUŞUYOR ASLINDA ÇÜNKÜ SUSKUN BİR DENİZDİ UCU BUCAĞI GÖRÜNMEYEN BİR DERYA... VE ŞÖYLE ANLATIYORDU NASIL BİR DENİZ OLDUĞUNU:   BEN BİR DENİZİM KENDİ VARLIĞI İÇİNDE TAŞAN UÇSUZ BUCAKSIZ..ALABİLDİĞİNE BÜYÜK. KIYISIZ HÜR BİR DENİZ.. İKİ DÜNYADA YOK OLDU GİTTİ BENDE ARTIK NE O DÜNYADAN SORSUNLAR BENİ, NE BU DÜNYADAN!   ALLAHIM BİZLERİDE ÖLÜM GÜNÜ ŞEB-İ ARUS OLANLARDAN EYLE........... Devamı

İNSAN SAKLADIKLARIYLA İNSANDIR......

2007-12-11 14:38:00

  YAŞANANLARA DAİR SÖYLENMESİ GEREKEN ÇOK ŞEY VAR ASLINDA. BÜTÜN BİR GECEYİ UYKUSUZ GEÇİRMENE SEBEP OLAN ŞEYLERİ BİR NEFESTE ANLATMAK KOLAY DEĞİL. O KADAR ÇOK ŞEY BİRİKTİRİYOR Kİ İNSAN! KİMSENİN KARŞILIĞINDA BİRŞEY SÖYLEMESİDE GEREKMİYOR. OTURUP UZUN UZUN ANLATMAK,NE VARSA SÖYLEMEK YETİYOR ÇOK ZAMAN.KARŞINDAKİ BİRŞEY SORMASA.YARGILAMADAN,YÜZÜNÜ EKŞİTMEDEN,SAATE ÇAKTIRMADAN BAKMAYA UĞRAŞMADAN,DUDAK BÜKMEDEN DİNLEYİVERSE,ANLATACAK O KADAR ÇOK VAR Kİ...... ŞİMDİ KALKIPTA SENİ SEVİYORUM DESEM. SÖYLEYEMEM Kİ.... BUNU KENDİME BİLE SÖYLEMEYE CESARET EDEMEDİM BEN.BUNU İÇİMDE HİSSETTİĞİM İLK ANDAN İTİBAREN İÇİMDE SAKLIYORUM. MÜNKESİF BİR KALBİN İÇ BURKAN ACZİYETİNİ KİMSELERE SÖYLİYEMEMEK DE BAŞKA BİR ACI VERİYOR İNSANA.OYSA KARŞIMA ÇIKAN HER İNSANA İLK OLARAK VE SADECE BUNDAN SÖZ ETMEK İSTİYORUM.          TUTUYORUM KENDİMİ,SAKLIYORUM. SENİ SAKLIYORUM,PARMAKLARINI,ELLERİNİ SAKLIYORUM,GÜLÜMSERKEN KIVRILAN DUDAKLARINI SAKLIYORUM,HOŞÇALLARINI SAKLIYORUM,BEMBEYAZ YÜZÜNE BİR ANDA DOLAN ŞAŞKINLIKLARINI SAKLIYORUM. SIRF BU YÜZDEN KALBİM BİR GÜN PARAMPARÇA OLACAK.BU YÜZDEN GECE YARILARINDA UYANIP İÇTİĞİM TEK DAL SİGARA EŞLİĞİNDE GÖZLERİMDEN AKIYORSUN.SANA DAİR GİZLEYEMEDİKLERİM YANAKLARIMDAN SÜZÜLÜYOR VE ÖNÜME DÜŞÜVERİYOR. ÖFKELERİMİ DE SAKLIYORUM. KUDÜS SOKAKLARINDAN KALMA ÖFKELERİM VAR.BİR KADININ TÜLBENTİNE DİZİ DİZİ İŞLEYİP DE ,KİMSENİN YÜZÜNE SÖYLEYEMEDİĞİ ÖFKELERİ GİBİ. AŞKI VE ÖFKEYİ SÖYLEYEMEDİĞİNDE İNSANIN KONUŞMAYA DAİR HEVESLERİ DE BİR BİR YOK OLUYOR. SUSUYORSUN..........   TARIK TUFAN  ... Devamı

YA VEDUD

2007-12-06 23:20:00

SEVDİRİRSİN KENDİNİ UYANIK GÖNÜLLERE SEVGİNİ EMZİRİRSİN EMZİREN ANNELERE SEVGİNİ DOKUNDURURSUN AÇILAN GÜLLERE SEVDİĞİN VE SEVDİRDİĞİN İÇİN BAKAR YÜZLER YÜZLERE SEVDİĞİN VE SEVDİRDİĞİN İÇİN GÜNEŞ DOĞAR GÜNLERE SEVDİĞİN VE SEVDİRDİĞİN İÇİN BAHARIN GELİR HER YERE SEVDİĞİN VE SEVDİRDİĞİN İÇİN KELAMIN DEĞER DİLLERE   VE DUAMIZ YA VEDUD:   SEVDANI KALBİMİN KARASINA ÇAL GÖNLÜME RAHMETİNİN IRMAĞINI SAL RUHUMU ZİKRİNİN LEZZETİYLE AL SON ANIMDA VESVESEYE YOL VERME SON DEMDE GÖNLE YARAMAZ ŞEYLER GÖSTERME SEN Kİ SANA RAĞBET EDENLERİ ÇOK İYİ BİLİRSİN; TEVECCÜHÜNLE ŞEREFLENDİR BENİ. SEN Kİ SUSKUN GÖNÜLLERDE SAKLI KALANLARI BİLİRSİN; GİZLİ SAKLI DUYGULARIMA CEVAP VER DE SEVİNDİR BENİ.... Devamı

BİR GENÇ KIZIN GÖZYAŞLARI

2007-11-30 12:24:00

 "Adana'nın Kozan ilçesinde başörtülü İmam Hatip Lisesi Öğrencisi, ödülünü almak için çıktığı kürsüden indirildi. İlçenin kompozisyon yarışmasını İHL'li 11-C öğrencisi Tevhide Küçük birincilikle kazanmıştı. Ödülünü almak için kürsüye çıktı. Ancak Garnizaon Komutanı ve Kaymakam'ın "indirin onu" tepkisi üzerine İlçe Milli Eğitim Müdürü tarafından kürüsden alaşağı edildi."  İŞTE TEVHİDEYE ÖDÜL KAZANDIRAN YAZI:   “Dünyanın her yerinde öğretmenler, toplumun en fedakâr ve saygı değer insanlarıdır” diyen Başöğretmen'in duyduğu saygı kadar saygı duyuyorum sana. Onun verdiği değer kadar değerlisin... Öğretmen… ne demektir öğretmen? Öğretmen, toplumu cehaletten kurtarmaya çalışan bir savaşçı. Alilere, Fatmalara, Yasinlere bilgi dağıtan, onlara sevgiyle yaklaşan, onları saran sıcak bir kucak. Ya da ufukları aydınlatan bir kandil… Ben, seni böyle tarif ediyorum öğretmenim. Yalnız bu kadar mı? Hayır. Sen bir ufku aydınlatmak uğruna mum gibi erimeye razı olan. Sen, taze ruhları işleyip, onlara şekil veren. Ve sen ki; tarumar olmuş bir bahçenin son ümidi… Bir heykeltraşın mermere verdiği şekil misali bilginle şekillendir beni. Sadece beni mi? Hayır, ben nasıl muhtaçsam sana bir öksüz, bir yetimde öyle muhtaç. ÖĞRETMENİM SEN BİR ANNESİN Sen “ah, bir öğretmenim olsa, beni bilgisiyle sulasa, beni ısıtsa” diyen sokak çocuğunun hayalisin. Onun masum gözlerinde canlandırdığı annesin. Ya da baba… Bunca çiçekler susuzken sana, bilgi yağmurunu sal onlara. Yağmurunda can bulsunlar, güneşinde sevgi. Uzatmalısın ellerini. Yetişmeli elin taa Doğulara, Batılara, Kuzeylere ve Güneylere. Hatta dünyanın dört bir yanına. Fakat ülkeler değil, gönüller fethetmelisin. “Dünyanın her yerinde öğretmenler, toplumun en fedakâr ve saygı değer insanlarıdır.” diyen Başöğretmen'in duyduğu saygı kadar saygı duyuyorum sana. Onun verdiği değer kadar değerlisin. Gözlerine baktığımda görmeliyim; okyanusların derin... Devamı

yüce diriliş...

2007-11-27 19:18:00

Batılıların Ortadoğu dedikleri, İslâm Dünyasının merkez ülkeleri olan bölge, yaklaşık yüzyıldır tarihî bir şoku yaşıyor. Osmanlı devletinin, kendi öz adıyla Devlet-î Âliyenin (Yüce Devlet) yıkılmasının, ortadan kalkmasının şokunu.Eski dünyanın ortası, merkezi olan bu bölge, tarih boyunca büyük devlet gücüyle ayakta durmuş, bir taraftan doğuyla batı arasında sağlıklı bir ilişkiyi, diğer taraftan doğu, batı ve orta dengesini kurmuş, böylece insanlığın mümkün olduğu ölçüde birarada bir bölgenin öbürünü ezmediği bir düzen sağlamıştır. Kur’an-ı Kerim’de anlatılan, Doğu’ya ve Batı’ya dikilmiş Zülkarneyn setleri, İslâmın, bu, Doğu’yu da, Batı’yı da “yer”lerinde tutan gücünü sembolize etmektedir. Abbasiler bunun ne güzel bir örneğidir.Son büyük islâm devleti olan Devlet-i Âliye (Osmanlı Devleti), islâm ruhuna erişi ve yüz yılların birikimi ile bu bölgedeki çeşitli ırklara, mezheplere, hatta dinlere sahip topluluk-ları, antik dünyadan kalanlar dahil, âdetleri, gelenekleri, inançları, medeniyetleri ile, farklı coğrafyalarıyla geniş bir alandaki insanları, mümkün olan bir sulh, sükûnet ve refah içinde yaşatmıştı. Bunu yaparken, Batı’nın ve Kuzey’in hiç durmayan saldırılarını karşılamayı da sürdürmekten geri kalmamıştı.Ne yazık ki, yüzyıllar süren bu saldırılar sonunda bu kutlu devleti yıkmayı başardı Ba-tı. Bunu da temelde teknoloji sayesinde yaptı. Tarihe gömülen bu eşsiz devlet, yerinde, büyük, doldurulamaz derin bir boşluk bıraktı.Kendisine üstünden güneş batmayan imparatorluk adını veren İngiliz İmparatorluğu, bu boşluğu doldurmak istedi. Ama bu mümkün değildi. Çünkü: o, ne kadar uyum sağlamağa çalışırsa çalışsın, sonuç itibariyle “yabancı”ydı. Dertleri bilemezdi. Çıkarı için gelmişti ve derdin kaynağı kendisiydi. Merkez İslâm bölgesini olduğu gibi, Doğu ve Batı İslâm Bölgele-rini de Batılılar (Ruslar dahil) işgal, istilâ etmişlerdi.İslâm için ne karanlık günlerdi, Yüce Devletin (Osmanlı Devl... Devamı

kekeme çocuklar korosu

2007-11-27 16:03:00

afrikanın bir bölümünde yaşayan kaplanlar arasında ilginç bir dayanışma örneği sergilenir.güçlü yağmurlar beraberinde korkunç yıldırımlar taşırlar buralara.adete gökyüzünü yırtan yıldırımlar,yeryüzüne büyük bir gürültüyle inerler.tarihin içinde tanrıların kavgası ya da öfkesiyle anılır yıldırımlar.sahici bir öfkenin yansımasına benzer gerçektende.          ilginç olan bu şiddetli yağmurlar yağarken kaplanların birlikte gerçekleştirdikleri bir olaydır.yoğun yağmurlar sırasında kaplanlar açık alanlara çıkarlar.kısmen yıldırımlara karşı korunaklıdır açık alanlar.çünkü ağaçların üzerine yıldırım düşmesi olasılığı fazladır.büyük orman yangınlarına da neden olabilir bu yıldırım düşmeleri.      açık alana toplanan kaplanlar yere uzanırlar.      gruplar halinde yere uzanan kaplanlar kafalarını birbilerinin kafalarına yaslarlar.      tek bir şey yüzünden!      eğer birinin üzerine yıldırım düşerse,diğerleri de onula birlikte ölür.yanyana,göğüs göğüse,kafa kafaya duran kaplanlar böylece ölüme birlikte gitme yemini ederler.      birisi öldüğü anda diğerleride ölsün diye.      birbirlerine sahip çıkmak adına.      dost olduklarını ispatlamak için.      ölümü birlikte karşılayarak birlikte olmanın en onurlu yüzünü taşırlar.kimse ihanet etmeden ve bir an olsun oradan kalkmayı düşünmeden öylece beklerler muhtemel bir ölümü.      dostluğun ölümcül fedakarlığını paylaşırlar.      kimin zaman kentin içinde de böyle grupların içinde olduğunuzu düşünürsünüz.omuz omuza bir yaşam paylaşımında bulunduğunuzu.statüler önemli olmaksızın yan yana uzanmış insanlar olabileceğinizi düşünürken çıldırtıcı bir şüphenin esiri olursunuz.''acaba kalkarlar mı birden?''yıldırım düştüğü anda kalkabileceklerinin korkusu sarar büt... Devamı

içimizden geçen ırmak

2007-11-27 15:09:00

ırmağa doğru koşuyorduk. hiçbirimizin yüz metreyi dokuz saniyenin,sekiz saniyenin,yedi saniyenin altında geçmek gibi bir niyeti yoktu.üstümüzde mavi gök delinmemiş,altımızda yağız yer yarılmamıştı.etrafta ne motor sesi,ne parfüm kokusu duyuluyordu.gökdelenlerin gölgesi gönlümüzü karartmamıştı.çevremizde ne çit,ne duvar,ne de ekonomik ambargolar vardı. kimse yalan söylemeyi bilmediği için hava kirliliğinden habersizdik.günler,geceler,mevsimler,yıllar bölünmemişti.tayin edilen zamanın sapkın kelepçesi bileklerimize geçmemişti. ırmağa doğru koşuyorduk.buna mukabil gerçekten gülebiliyor,hakikaten ağlıyabiliyorduk.zenginlik ve fakirlik,güzellik ve çirkinlik,bayağılık ve saygınlık bize göre değildi. ne gün korkusu,ne istikbal endişesi.kanser,İMF,bilgisayar ve kredibilite icat edilmemişti.kirayı ödemiyorduk.dişçilerden nefret ediyorduk ve fotğraf çektirmiyorduk.hastanede,hapisanede,maliyede,poliste ve genelevde kaydımız yoktu. omuzlarımızın üzerinde ne ideolojiler,ne kalkınma reçeteleri,ne turistik tarifeler,ne istihbarat raporları,ne de oy kaygısı vardı.görgüsüzdük.çalı-çırpının,börtü-böceğin,yağmurun ve kaplumbağanın dilinden anlıyorduk.bir de ırmağın bizi çağıran sesi.çıplak ayaklarımızı reklamların burnuna doğru uzatabilirdik.bir bakışımızla mermileri geri çevirir,top namlularını eritebilir,barajları yıkabilirdik.hele bir el-ele tutuşmaya görelim,hele bir ağızdan şarkımıza başlamayıverelim,Çin ü Maçin'den duyulurdu sesimiz. ırmak bizi çağırıyordu.o tozlu yolda bu çağrıya doğru koşuyor,koşuyorduk.terlemiş perçemlerimizden,çelimsiz bacaklarımızdan,inip-kalkan göğsümüzden yükselen buğu.evet işte o... beşimiz biraradayız. toprak,su,hava,ateş ve biz... MUSTAFA KUTLU ... Devamı