Design by NodeThirtyThree dusunce ufku - AH MİNE'L AŞK-I VE HALATİHİ - Blogcu




VEFALI DOSTLUK DEDİĞİN


17/5/2008 · Kategori: dusunce ufku

Misallerden hakikat çekirdeklerini hasat etmek, bizim eski(meyen) kültür geleneğimiz kadar Kur’an-ı Kerim’in de insanlığa evrensel dille hitabında kullandığı çok köklü ve isabetli bir metottur. İnsanların ekserisinin “avam” kabul edilebilecek bir anlayış seviyesinde oldukları önkabulüne itibarla, temsillerin manayı akla yakınlaştırmak için veriliş gayesinin zaruriyeti kendisini bir kere daha hissettirmektedir. Ahirzamanın dostsuz gurbetlerinde bir de kamilen vefalı dostluk beklentisi, gerçekten hemen herkesin “hülya” ufkunda ancak hayalen yaşadığı veya “istikbalde” yaşamayı düşlediği bir rüya olmaktan öte gitmiyor gibi gözükmektedir.

Fakat herşeye rağmen yine de “Vefalı dostluk dediğin böyle olur...” dedirten gözyaşartıcı sahneler yaşanmıyor değil. Hemen güncelin içinden bir misal değil belki ama, ilk defa okuduğumda tüğlerimi diken diken eden, içimde bir çığlık kopartan ve ardından içime büyük bir çığ düşüren şu menkıbeleşmiş hadiseyi bilvesile paylaşmak istiyorum ve o olayın kesitinden vefalı dostluğa bir nazar-ı âşina kılmak murad ediyorum:

Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Siper üstüne uzanan başların uçuştuğu bir ateş yağmuru vardı. Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü gördü. Görür görmez de hemen aynı siperdeki komutanına: -Teğmenim, arkadaşım vuruldu; müsaanizle fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim?... Komutan: –Delirdin mi? der gibi baktı ve “Gitmeye değer mi?.. Arkadaşın delik deşik olmuştur... Büyük olasılıkla ölmüştür bile... Kendi hayatını tehlikeye atma sakın...” dedi. Asker çok ısrar edince Teğmen bilmecburiye “Peki” demek zorunda kaldı: “Madem öyle, git o zaman...” İnanılması güç bir mucize gerçekleşti ve asker, ateş sağanağı altında arkadaşına ulaştı. Bir aralık kesilen ateşi fırsat bilerek onu sırtladı, can havliyle geri getirdi, birlikte siperin içine yuvarlandılar.

Teğmen, kanlar içindeki yaralı askeri kontrol etti, sonra onu taşıyan vefâlı arkadaşına döndü: - Sana değmez, hayatını tehlikeye atmana değmez, demiştim. Bu zaten ölmüş.” dedi. –Değdi teğmenim, dedi asker, değdi... -Nasıl değdi? dedi Teğmen, bu adam çoktan ölmüş, görmüyor musun?” Gözleri buğulu asker, ağlamaklı duygularıyla: -Gene de değdi Komutanım. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyaya bedeldi benim için.” der ve hıçkırıklara boğulur. Çünkü “Geleceğini biliyordum, demişti arkadaşı, geleceğini biliyordum!..” Meraklı bakışlarla bekleyen komutan da duyduğu sözler karşısında ağlamaya duracaktır.

Maskelerden hakiki yüzlere ulaşılamayan –iki yüzlü değil- çokyüzlü beşeriyet kalabalığında, yine de herkese ve herşeye rağmen “dost olabilen ve dost kalabilen” bir avuç da olsa gerçek dostların bulunduğunu bilmüşahede itiraf etmek durumunda olduğumu belirtmek isterim. Yılların yoramadığı, zamanın eskitemediği, mekan ayrılığının bitiremediği, hala ölümüne seven gönül ehli Kâbe-misal zatları yer yer gördükte, hep şükürle karışık hüzünle, içime şu hadis-i şerif doğar ondört asır ötelerden: “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda üç şeyden daha kıymetli bir şey kalmayacaktır: 1. Helal para, 2. Kendisiyle ünsiyet edilen (bir gönül dostu, din) kardeşi, 3. Amel edilen (yaşanılan) bir sünnet...” [Taberânî, Mu’cemu’l-Evsât 1/35; Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid 1/172; Deylemî, el-Firdevs bi Me’sûri’l-Hitâb 2/320]. Hayatta para çok, helal az; çevrede kardeş çok, ünsiyet az; kitaplarda sünnet çok, yaşayanı az.

Nişabur'dan yetişen sûfîlerden biri olan Yahyâ b. Muâz Râzî (ö.258/871), rahimehullah’ın yaşadığı devirde, daha hicrî üçüncü yüzyılda en çok yakındığı üç şeyden birisi de ”vefasız dostluklar” olmuştur. Derdi ki: “Biz üç şeyi kaybettik –ve ben onları çevremde tek-tük görüyorum-: 1. İffet ile birlikte yüz güzelliğini, 2. Dine bağlılıkla güzel sözü, 3. Vefa ile birlikte dostluğu kaybettik.” [Gazzalî, Mukâşefetü’l-Kulûb, Mtc. Salih Uçan, s.546]. Evet –istisnalar mahfuz- asrımızda güzellik iffeti kaybetti, tatlı söz diyaneti kaybetti, dostluk da vefayı kaybetti diye Yahya b. Muaz, kendi devrinden böyle şikayet ediyordu, ya bir de bizim içinde bulunduğumuz ahirzamanı görseydi, kim bilir ne diyecekti?..

Melekler gibi gıll ü gışsız, dupduru ve aparı bir çift gözün şehlâ bakışlarından yayılan dostluk ışığı ve kardeşlik ısısı, ahirzaman cehennemindeki nesillerin soğuk karanlığını yok edecek ve onları saadet cennetine garkedecek bir mucizevî tesiri bağrında barındırmaktadır demiş olsak, bu ziyadesiyle romantik bir iddia olarak değil, belki realist bir tespit olarak kabul edilmelidir diye düşünüyorum, en azından ben bunu böyle olduğuna inanıyorum. Yokluğunda anlaşılır varlığın değeri. Hayatının hususiyle lise, yahut üniversite çağlarında duyguları ve düşünceleri itibariyle ter ü taze gençlerin iman, ubûdiyet ve hizmet yamaçlarında mazhar oldukları uhuvvet ve velâyet esrârını bütün bir ömür boyu hayat gerçekleri içinde sürekli koruma veya arama serüvenleri artık milyonlarca insan tarafından içtenlikle teslim edilmektedir.

Bunların kimisi yalın ayak, başı açık hayalleriyle kronik nostalji hastalığına yakalanıp “şimdiyi geçmişe yönlendirmeli” olarak yaşarken, kimileri de hala ümit ve azimlerini korumakla beraber, maziden arta kalan bir avuç dostla ölüm-kalım mücadelesi vermektedirler denebilir. Tabii bir kısmı da var ki gönül dünyasında maziyi hâlin yollarından geçirerek istikballe buluşturup İslam uhuvvetindeki tefânî esrarını bir cennet gülistanı halinde yaşama ve yaşatma idealiyle mücadelelerini sürdürmekte,  mazharları kılındıkları “mütehâbbûn fillâh” ünvanının sorumluluğunu yerine getirme sadakat ve vefâsıyla son cüz’üne kadar iradelerinin hakkını vermektedirler.

Âmennâ: Kulların kalplerine yerleştirdiği kendi mukaddes sevgisinden artık olarak Cenâb-ı Vedûd bir de insanlara hemcinsinin sevgisinden olmazsa olmaz bir nasip takdir etmiştir ki, bu kullar arası sevginin sistemleşmiş şekline, âbideleşmiş haline dostluk diyoruz. Ve dostluk, göklerötesinin yerlilere lutfeylediği en özel armağanlardan birisididir. Dostlar, manevî mücevherlerdir, bîhemta pırlantalardır. Kimin kaç tane gerçek dostu varsa, o kadar zengin bir insandır. Hoş, en büyük, en kıymetli, en üstün, en yüce ve ebedî dost, dostluğun yaratcısı, Dost’un Ta Kendisi Cenâb-ı Habîb ü Vedûd dost olmadıktan sonra bütün dünya dost olsa neye yarar, ne kıymet-i harbiyesi var?

Hakikat şu ki: Allah dostu olamayanların ne hak dostu vardır, ne de hakikat dostlukları. Ölümle ölen dostların kabir kapısında biten dostlukları, bir ömürlük yalan, ömrün sonunda koca bir hüsran ve kâbil-i iltiyâm olmayan bir inkisâr. Cehennem’de dostluk mu kalır ki bizi ona ehil yapacak dostlar edinelim?.. Bilakis… Dostluk dediğin, adamı ateşten kurtarandır. Dostluk dediğin ölümüne olandır, ama ölümsüzlüğe koşandır. Allahsız ölümsüzlük mümkün mü!.. Haşa ve asla.. Yukarıdaki ciğersuz olayı bir kere daha okuyalım ve sonra düşünelim: Eğer o asker dostların imanları yok idiyse, sonsuzluk diyarında o sevgi ve sadakatleri acaba ne işe yarayacaktır? Hesaplarımızı şu üç günlük dünya hayatı ile sınırlayacak kadar sığ bir idealin kurbanları olmayı göze alamayacağımıza göre…

 

MUSA HUB

Yorum (yok) Yorum yaz!

sizin fikriniz ne!


10/5/2008 · Kategori: dusunce ufku

aryanlar bulamaz,bulanlarsa arayanlardır.!

BEYAZIT-İ BESTAMİ

 

bu söz hakkında fikirlerinizi bekliyorum.

fikir çekmecesini karıştırmanızı istiyorum.

kolay gele fikrinin çekmecesinde kaybolanlara.....

Yorum (3) Yorum yaz!

dördüncü söz


29/1/2008 · Kategori: dusunce ufku

   namaz ne kadar kıymettar ve mühim,hem ne kadar ucuz ve az bir masrafla  kazanılır;hem namazsız adam ne kadar divane ve zaralı olduğunu iki kere iki dört eder derecesinde kat'i anlamak istersen,şu temsili hikayeciğe bak,gör: 

   bir zaman,bir büyük hakim,iki hizmetkarını,herbirisine yirmidört altın verip,iki ay uzaklıkta has ve güzel bir çiftliğine ikamet etmek için gönderiyor.ve onlara emreder ki:''şu para ile yol ve bilet masrafı yapınız.hem oradaki meskeninize lazım bazı şeyleri mübayaa ediniz.bir günlük mesafede bir istasyon vardır.hem araba,hem gemi,hem şimendifer,hem teyyare bulunur.sermayeye göre binilir.''

  iki hizmetkar ders aldıktan sonra giderler.birisi bahtiyar idi ki,istasyona kadar bir parça para masraf eder.fakat o masraf içinde,efendisinin hoşuna gideceköyle güzel bir ticaret elde eder ki,sermayesi birden bine çıkar.öteki hizmetkar bedbaht,serseri olduğundan,istasyona kadar yirmiüç altının sarf eder.kmara mumara verip zayi eder.bir tek altını kalır.arkadaşı ona der:

   ''yahu,şu liranı bir bilete ver,ta bu uzun yolda yayan ve aç kalmayasın.hem bizim efendimiz kerimdir;belki merhamet eder,ettiğin kusuru affeder.seni de tayyareye bindirirler;bir günde mahall-i ikametimize gideriz.yoksa,iki aylık bir çölde aç,yayan,yalnız gitmeye mecbur olursun.''

   acaba şu adam inat edip,o tek lirasını bir define anahtarı hükmünde olan bir bilete vermeyip muvakkat bir lezzet için sefahate sarf etse,gayet akılsız,zararlı,bedbaht olduğunu en akılsız adam dahi anlamaz mı?

    İŞTE EY NAMAZSIZ ADAM!VE EY NAMAZDAN HOŞLANMAYAN NEFSİM!

    o hakim ise Rabbimiz,Halıkımızdır.o iki hizmetkar yolcu ise:biri mütedeyyin,namazını şevkle kılar;diğeri gafil,namazsız insanlardır.o yirmi dört altın ise,yirmi dört saat her gündeki ömürdür.o has çiftlik ise cennettir.o istasyon ise kabirdir.o seyahat ise kabre,haşre,ebede gidecek beşer yolculuğudur.amele göre,takva kuvvetine göre,o uzun yolu mütefavit(farklı) derecede kat ederler.bir kısım ehl-i takva berk(şimşek) gibi,bin senelik yolu bir günde keser.bir kısmı da hayal gibi,elli bin senelik bir mesafeyi bir günde kat eder.Kur'an-ı Azimüşşan şu hakikate iki ayetiyle işaret eder:

secde suresi5:gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir.sonra bütün bu işler,sizin hesabınıza göre bin yıl tutan bir günde Ona yükselir.

mearic suresi4:melekler ve ruh,Onun arşına;miktarı elli bin sene olan bir günde yükselirler.

o bilet ise namazdır.bir tek saat,beş vakit namaza abdestle kafi gelir.acaba yirmi üç saatini şu kısacık hayat-ı dünyeviyeye sarf eden ve o uzun hayat-ı ebediyeye bir tek saatini sarf etmeyen,ne kadar zarar eder,ne kadar nefsine zulmeder,ne kadar hilaf-ı akıl hareket eder!zira,bin adamın iştirak ettiği bir piyango kumarına yarı malını vermekakıl kabul ederse-halbuki kazanç ihtimali binde birdir-sonra yirmi dörtten bir malını,yüzde doksan dokuz ihtimalle kazancı musaddak(doğrulanan) bir hazine-i ebediyeye vermemek ne kadar hilaf-ı akıl ve hikmet hareket ettiğini,ne kadar akıldan uzak düştüğünkendiniakıl zanneden adam anlamaz mı?

   halbuki namaz da ruhun,kalbin,aklın büyük bir rahatı vardır.hem cisme de o kada rağır bir iş değildir.hem namaz kılanın diğer mübah,dünyevi amelleri,güzel bir niyetle ibadet hükmünü alır.bu surette bütün sermaye-i ömrünü ahirete mal edebilir;fani ömrünü bir cihette ibka eder.

 

ZAMANIN GÜZELİ BEDİÜZZAMAN

    

Yorum (1) Yorum yaz!

EY NEFSİM!


16/1/2008 · Kategori: dusunce ufku

EY NEFSİM!KALBİM GİBİ AĞLA VE BAĞIR VE DE Kİ:

FANİYİM FANİ OLANI İSTEMEM

ACİZİM,ACİZ OLANI İSTEMEM

RUHUMU RAHMAN'A TESLİM EYLEDİM;GAYR İSTEMEM

İSTERİM FAKAT BİR YAR-İ BEKA İSTERİM

ZERREYİM FAKAT BİR ŞEMS-İ SERMED İSTERİM

HİÇ ENDER HİÇİM,FAKAT BU MEVCUDATI UMUMEN İSTERİM

Yorum (2) Yorum yaz!

BİR GENÇ KIZIN GÖZYAŞLARI


30/11/2007 · Kategori: dusunce ufku

 "Adana'nın Kozan ilçesinde başörtülü İmam Hatip Lisesi Öğrencisi, ödülünü almak için çıktığı kürsüden indirildi. İlçenin kompozisyon yarışmasını İHL'li 11-C öğrencisi Tevhide Küçük birincilikle kazanmıştı. Ödülünü almak için kürsüye çıktı. Ancak Garnizaon Komutanı ve Kaymakam'ın "indirin onu" tepkisi üzerine İlçe Milli Eğitim Müdürü tarafından kürüsden alaşağı edildi." 

İŞTE TEVHİDEYE ÖDÜL KAZANDIRAN YAZI:

 

“Dünyanın her yerinde öğretmenler, toplumun en fedakâr ve saygı değer insanlarıdır” diyen Başöğretmen'in duyduğu saygı kadar saygı duyuyorum sana. Onun verdiği değer kadar değerlisin...

Öğretmen… ne demektir öğretmen? Öğretmen, toplumu cehaletten kurtarmaya çalışan bir savaşçı. Alilere, Fatmalara, Yasinlere bilgi dağıtan, onlara sevgiyle yaklaşan, onları saran sıcak bir kucak. Ya da ufukları aydınlatan bir kandil…

Ben, seni böyle tarif ediyorum öğretmenim. Yalnız bu kadar mı? Hayır. Sen bir ufku aydınlatmak uğruna mum gibi erimeye razı olan. Sen, taze ruhları işleyip, onlara şekil veren. Ve sen ki; tarumar olmuş bir bahçenin son ümidi… Bir heykeltraşın mermere verdiği şekil misali bilginle şekillendir beni. Sadece beni mi? Hayır, ben nasıl muhtaçsam sana bir öksüz, bir yetimde öyle muhtaç.

ÖĞRETMENİM SEN BİR ANNESİN

Sen “ah, bir öğretmenim olsa, beni bilgisiyle sulasa, beni ısıtsa” diyen sokak çocuğunun hayalisin. Onun masum gözlerinde canlandırdığı annesin. Ya da baba… Bunca çiçekler susuzken sana, bilgi yağmurunu sal onlara. Yağmurunda can bulsunlar, güneşinde sevgi. Uzatmalısın ellerini.

Yetişmeli elin taa Doğulara, Batılara, Kuzeylere ve Güneylere. Hatta dünyanın dört bir yanına. Fakat ülkeler değil, gönüller fethetmelisin. “Dünyanın her yerinde öğretmenler, toplumun en fedakâr ve saygı değer insanlarıdır.” diyen Başöğretmen'in duyduğu saygı kadar saygı duyuyorum sana. Onun verdiği değer kadar değerlisin. Gözlerine baktığımda görmeliyim; okyanusların derinliklerini, dünyayı, gezegenleri. Ellerini uzattığında anlamalıyım; tarihimi, geçmişimi, atalarımızın bizler için yaptıklarını. Ve dudaklarında dökülen her söz belleğime yerleşmeli.

BİR GÜN GÖREVİN KALMALI YADİGAR

Birgün gelmeli. Öyle birgün gelmeli ki, görevin yadigâr kalmalı bana. Verdiğin emeği, sevgiyi, bilgiyi ben de sunmalıyım Mehmetlere, Sevdalara. En güzide bilgiler vererek yetiştirmeliyim onları. Bana “öğretmenim” diyen küçük kalpleri hazırlamalıyım geleceğe…

İşte bu duygularla nesillere ulaşmalı. Öğretmenlik, Sadece 24 Kasımlarda değil, Şubatlarda, Nisanlarda da hatırlanmalı öğretmenin değeri. Toprağın altında gömülü kalmamalı, asırlarca. Bilgi için GÖNÜLLER KAZANMALI BİR ÖĞRETMEN, GÖNLÜNÜ ADAMALI BİR ÖĞRENCİ…

Tevhide Kütük / Kozan İmam Hatip Lisesi 11. sınıf öğrencisi


VE BÜTÜN BU OLANLAR ÜZERİNE BİR YORUM:

 

 

BİR GENÇ KIZIN GÖZYAŞLARI

Adı Tevhide Kütük. 15 yaşında. İmam hatip öğrencisi. Adana, Kozanlı. Öğretmenler Günü nedeniyle düzenlenen kompozisyon yarışmasında birinci olmuş. Öğretmeni, eğitimi en iyi o anlatmış.

İlçenin eşrafı eksiksiz törende. Kaymakamdan garnizon komutanına kadar, yok yok. Heyecanla ödülünü almak için kürsüye çıktığında öfke dolu bir ses: 'İndirin onu'. Bu devletin sesi olamaz.

Kendini devlet sanan birilerinin sesi. Sahibi önemli değil. Komutan ya da kaymakam. Kamusal alan saçmalığının geldiği son nokta işte bu. Tevhide'nin tek suçu başındaki örtü. Derdest edilmesinin tek sebebi... Belli ki bu muameleyi sadece Tevhide değil kimse beklemiyor. Salonda büyük bir şok. Genç kız çaresiz.

Yaşadıkları karşısında hıçkırıklara boğulmuş. Boynu bükük, gözü yaşlı fotoğrafları birkaç gündür gazete sayfalarında. Bütün masumluğu yüzüne yansımış. Bu görüntü yıllar yılı unutulmayacak. Hafızalara kazındı çünkü. Baktıkça insanın içini acıtıyor. 'İndirin onu' komutu da Tevhide'nin gözyaşları da hep hatırlanacak.

Mizah dergisi Leman olayı kapağına taşımış. Karikatür çok manidar: Başı kapalı bir genç kız büyük bir postalın darbesiyle yere serilmiş. Üzerinde 'Bir genç kızın gözyaşları' yazıyor. Mizah değil bu, karamizah. Güldürmüyor, insanın içini sızlatıyor. Neylersin Türkiye'nin bir yüzü de bu.

Tevhide henüz hayatının baharında. Okuldan başka dünyası yok. Ne siyasi simge bilir, ne politik mücadele. Başını örtmesi sadece inancı gereği. Ne şov ne gösteri peşinde. Ne de ideolojik duruşu olabilir. Masum bir inanç, o kadar. Bir imam hatip öğrencisi. 15 yaşındaki bir genç kızın örtüsüne bundan öte anlam yüklemek akla ziyan.

Devlet 15 yaşındaki kızın örtüsünden bu kadar korkar mı? Devletin böyle öfkesi olur mu? Bir genç kıza böyle davranacak kaç devlet var dünyada? Sırf başı örtülü diye 15 yaşındaki kızı ağlatan devlet görüntüsü yakıştı mı Türkiye'ye? Maalesef resmi törenler veya özel günler dolayısıyla düzenlenen resepsiyonları fırsat bilerek sırf başörtülü eş yüzünden çıngar çıkarmayı hedefleyen kesimler var.

Son dönemde Tevhide'nin dramı kadar ağır olmasa da kimi tatsızlıklar hiç eksik olmuyor. Her törende bir iki tatsız olay yaşanıyor. Başları örtülü belediye başkanı veya milletvekilinin eşi gelmeye görsün... Tören bir anda kâbusa dönüyor. Protesto, boykot... Sanki bunun için özel çaba harcayanlar var.

Üzücü olan, bu fotoğraf karesine asker girmeye başladı. Eskiden başörtüsü yasağı deyince akla YÖK ve CHP gelirdi. Yasağın katı savunucusu ve uygulayıcısı siyasette CHP, üniversitelerde rektörler ve başlarındaki YÖK'tü. Son dönemde münferit bazı olaylar üzerine askerî kesim başörtüsü karşıtı bir görüntüye büründü. Paşaların karşılama sırasında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün eşine dönük kaçış manevraları, resmi törenlerde başörtülüler gerekçe gösterilerek yaşanan tatsız hadiseler...

Askeri, başörtü karşıtlığında YÖK ve CHP'nin önüne geçirdi. Başörtüsü toplumun hassas olduğu bir konu. Ağırlıklı kesim bu konuyu siyasi çerçevede değil inanç kapsamında görüyor. Askerin bu fotoğrafta yer alması Türkiye için iyi değil. Asker, başörtüsü gibi hassas konularda gündeme gelmemeli. Başörtüsüne karşı sert ve tavırlı duruşunun yıpratıcı etkisini bir daha düşünmelerinde yarar var.

15 yaşındaki bir genç kıza bu ağır şoku yaşatmaya kimsenin hakkı yok. Nedeni başörtüsü veya başka birşey olsun, fark etmez. Özellikle kendini devletin yerine koyanların çok daha dikkatli davranması gerekir.

28 Kasım 2007, Çarşamba

ZAMAN GAZETESİ

MUSTAFA ÜNAL

 

bütün bunların üzerine ne söylenebilir ki...söyleyecek birşey bulamıyor ki insan...en iyisi susmak mı,susmak mı acaba?bilmiyorum.susmak ve en adaletli olana bırakmak.öyle bir gün gelecek ki imanlı kişi imanını elinde kor gibi taşıyacak demiş güzeller güzeli.işte imanımızı elimizde kor gibi taşıma zamanı.bizler elimizde ateşle yürüyoruz diriliş zamanına...şimdi susmak ve yürümek zamanıdır.ateşle imtihan zamanı.....

Yorum (1) Yorum yaz!

YAZIYA VE YAZMAYA DAİR..


1/11/2007 · Kategori: dusunce ufku

BİR YAZI KENDİSİNİ BİR YAZARA YAZDIRAMAMIŞSA,

BAŞKA BİR YAZAR ONU MUTLAKA YAZACAKTIR;

ÇÜNKÜ YAZI KENDİSİNİ YAZAR!

 

SEZAİ KARAKOÇ

Yorum (yok) Yorum yaz!

mevlananın yedi öğüdü


7/10/2007 · Kategori: dusunce ufku

1.cömertlil ve yardım etmede akarsu gibi ol.

2.şefkat ve merhamette güneş gibi ol.

3.başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.

4.hiddet ve asbiyette ölü gibi ol.

5.tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol.

6.hoşgörülükte deniz gibi ol.

7.YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN,YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL.

 

Yorum (1) Yorum yaz!

AŞK PEYGAMBERİ MEVLANADAN...


6/10/2007 · Kategori: dusunce ufku

HER GÖKYÜZÜNDE BİR TEK GÖZBEBEĞİ,BİR TEK GÜZEL GÖRÜYORUM;

O GÜZELİN GÖZBEBEKLERİNDE DE BİR TEK MELEK,BİR TEK KUDRET SEYREDİYORUM...

A ŞAŞI,SEN BİRİ İKİ GÖRÜYORSUN AMMA BEN İKİYİ BİR GÖRÜYORUM.

*        *        *       *

SENİ AŞKLA TANIDIĞIM GÜNDEN BERİ,SENİNLE GİZLİCE NE TAVLALAR OYNAMIŞIM...

GÖNLÜMÜN ÇADIRINA,SARHOŞ BİR HALDE SALINA-SALINA GEL;

SSENİN İÇİN DİKMİŞİM BU ÇADIRI BEN.

*        *         *        *

YÜZÜNÜN GÜL BAHÇESİ,GÖNLÜMÜN SEYRAN YERİ OLDU,CEFALARININ ACILIĞI,GÖNLÜME HELVA KESİLDİ....

GAMINDAN BİR ŞİKAYETİMİZ YOK AMMA ÖYLESİNE BİR TADI VAR Kİ...

DOYARSA EYVAHLAR OLSUN GÖNLÜME.

*        *        *          *

MADENDE Kİ İNCİYİ ARADIKÇA MADENSİN;EKMEK LOKMASINA HEVES ETTİKÇE EKMEKSİN...

ŞU KAPALI SÖZÜ ANLARSAN ANLARSIN HERŞEYİ:

NEYİ ARIYORSAN OSUN SEN.

*        *        *         *

SEN SU DEĞİLSİN,TOPRAK DEĞİLSİN,BAŞKA BİR ŞEYSİN SEN...

BALÇIK DÜNYADAN DIŞARDASIN,YOLCULUKTASIN SEN...

KALIP BİR ARKTIR,CAN,O ARKTA AKAN BENGİSU;FAKAT SEN;

SENLİĞİNDE KALDIKÇA İKİSİNDENDE HABERİN YOKTUR.

*        *         *         *

TÜMDEN YANLIŞ İŞLERDE BULUNSAM,SEN YETERSİN DOĞRU OLARAK BANA;

ŞU YIKILMIŞ GİTMİŞ ÖMRÜMDEN MAKSAT,SENSİN ANCAK;BU YETER BANA.

NASIL GİDECEĞİMİ BİLİYORUM BEN;NE YAPTIN,NE ETTİN DERLER BANA;

CEVABIM SENSİN ANCAK,SENDEN ÖZGE YOK;BU YETER BANA.

*       *         *         *

DÜNYAYA BAĞLI KALDIKÇA DERMANA ERİŞEMEZSİN;CAN VERDİKÇE

SEVGİLİYE KAVUŞAMAZSIN...

HALİL GİBİ ATEŞE ATILMADIKÇA HIZIR GİBİ BENGİSU KAYNAĞINA ULAŞAMAZSIN.

RUBAİLER...

Yorum (yok) Yorum yaz!

MEVLANA'NIN BENDESİ


6/10/2007 · Kategori: dusunce ufku

          AŞK KİM SûRET-İ MEVLANA'DIR

            MA'Nİ HİLKAT-İ MEVLANA'DIR

 

           CÜNBİŞ-İ DâİRE-İ KEVN Ü MEKâN

           ESER-İ HİMMET-İ MEVLANADIR

 

           BâİS-İ RİF'ATİ DERVîŞâNIN

           ŞEREF-İ HİZMET-İ MEVLANA'DIR

 

          DEST-EFŞâN OLICAK ZILL-I HÜMâ

          SâYE-İ DEVLET-İ MEVLANA'DIR

 

         İFTİHâR EYLESE GALİB NE ACEB

        BENDE-İ HAZRET-İ MEVLANA'DIR

 

                                             ŞEYH GALİB

Yorum (yok) Yorum yaz!

tanrı senin kötülüğünü istemez


30/9/2007 · Kategori: dusunce ufku

          senin nasıl huzur bulacağını rabbin senden iyi bilir.

                               yaratan nasıl bilmez...

kendine bulacağın yollar içinde,en iyisi onun seni çağırdığığ yoldur.

                        senini için doğru olanı o bilir.

                      senin iyiliğini senden çok o bilir.

                   sen yüreğinde olanı gizleme yeter ki....

                              umutlarını ona bağla.

yüreğinin fısıltılarına ses verirsen,onun söylediklerini duyabilirsin.

          gürültünün ortasında ruhunun sesini duymaya çalış...

           yolda yürürken ayağın sürçse buna kahredersin.

 şemsiyesiz sokağa çıksan apansız yağan yağmura kötü dersin

                             sızlanır,şikayetlenirsin.

işler senin istediğin gibi tıkır tıkır yolunda gitmeyiverse herşeyin,

                herkesin sana cephe aldığını düşünür,

                      sinirden küplere binersin...

               hiç ummadığın bir anda işten atılır,

elindeki mukavva kutuya bir kaç özel eşyanı doldururken bulursun

                                      kendini.

            eşin,sevdiğin,arkadaşım,can dostum dediğin

            kim varsa bir bakarsın sana dirsek çevirmiş...

                  kendini dibe vurmuş hissedersin...

                ve hatta rabbini suçlarsın çoğu kere,

                            kadere ilenirsin...

          kendini melankolinin karanlık koynuna bırakır,

            unutmak istersin her şeyi,sadece unutmak...

   ama unutma ki en dibe vurduğun zamanlarda yanındadır

   o,kudretinin ve merhametinin görünmez eli sana uzanmış,

                              tutunmanı bekler.

           senin kötülüğünü istemeyen sadece o dur

                  kötülüğü sana yakıştırmayan

       en kötüzamanlarında yanında olan sadece odur

kötülüğün yanında kötü olduğu tek varlık O DUR...

 

TANRI SANA KÜSMEDİ

SENAİ DEMİRCİ

YUSUF ÖZKAN ÖZBURUN

 

 

Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki ::

esma - neslihan