Design by NodeThirtyThree cevher insanlar - AH MİNE'L AŞK-I VE HALATİHİ - Blogcu




her haliyle bizlere en güzel örnektir


20/3/2008 · Kategori: cevher insanlar

*her işe besmele ile başlardı,besmele ile başlamayan işin hayrı ve bereketi kesiktir''buyurmuştu.

*herkese selam verirdi.''Allah katında insanların en değerlisi karşılaştıklarında önce selam vermek için harekete geçendir''buyururdu.

*boş sözlerden kaçınırdı.''malayani şeyleri terk etmesi,bir kişinin müslümanlığının güzel olmasındandır''buyurmuştur.

*evine selam vererek girerdi.

*çocuklarla şakalaşırdı

*bir evin kapısını en fazla üç kez çalardı.

*isteyeni reddetmezdi,''bana infak etmem ve yoksulluktan korkmamam emredildi''buyurmuştu.

*karnı acıkmadan yemezdi.''karnınız iyice acıkmadan yemeğe oturmayın;tam doymadan da kalkın''buyurmuştu.

*güzel kokular sürünürdü

*misafire ikram etmeyi severdi''Allah'a ve kıyamet gününe iman eden kimse,misafirine ikram etsin''buyurmuştu.

*hasta ziyaretini ihmal etmezdi

*cenaze namazlarına katılırdı

*ırkçılık yapanları sevmezdi

*namazları cemaatle kılardı

*hep hayrı tavsiye ederdi

*yemekten önce ve sonra ellerini yıkardı

*elbisesini sağdan giyerdi

*alış-verişte sağ elini kullanırdı

*ölmüş kişileri hayırla yad ederdi

*yemeğin sonunda şükrederdi

*insanlara hediye verir ve hediyelerini kabul ederdi

*insanların en mütebessimiydi.

*insanlara latife yapardı

*ondan asla kaba bir söz duyulmamıştır

*temizliğe çok önem verirdi

*işçinin emeğinin karşılığını hemen verirdi.''işçinin ücretinialnının teri kurumadan veriniz''buyurmuştur.

*esnaflara dürüst olmayı tavsiye ederdi.

*komşu ilişkilerinde çok hassastı

*evleneceklere yardım ederdi

*hz.ömer adaleti ondan öğtrenmişti.

*ben kral değilim derdi.karşısında titreyen adama korkma!ben kral değilim.kureyşten kuru ekmek yiyen kadının oğluyum''demişti

*hayvanlara iyi bakılmasını ister,aşırı yük yüklenmesini yasaklardı.

*iyilikleri asla unutmazdı

*ayıpları yüze vurmazdı

*aksi bilinmedikçe hüsnü zan yapardı.''başkası hakkında bana kötü bilgi getirmeyin;ben yanınıza hakkınızda iyi düşünerek selim bir kalple gelmek isterim''buyurarak hüsn-ü zannın esas olduğunu belirtmiştir.

*Allah resulünün hayatında istikrar önemli bir yer tutar.''ibadetlerin hayırlısı azda olsa devamlı olanıdır''buyurmuştu

*her konuda güvenilir bir insandı.''dürüst ve güvenilir tüccar kıyamette peygamberler,sıddıklar ve şehitlerle beraber olarak dirilecektir'' buyurmuştu.

*ashabının hal ve hatırını sorardı

*çok nazikti,kimseyi rahatsız etmezdi

*herkese iltifat ederdi

*dişlerin bakımına önem verirdi

*ilim öğrenenlere destek verirdi

*evlenenleri tebrik ederdi.

*işkenceye hiç bir mazaret olmaz derdi.Allah Resulü,savaş halinde bile kadın ve çocukların öldürülmesini,hatta ölünün cesedine bile eziyeti yasaklamıştı.

*Allah Resulü,yatmadan önce avuçlarını birbirine birleştirir,ihlas,felak,nas surelerini okur,sonra da başından başlayarak mübarek vücudunu meshederdi.

*ashabıyla tokalaştığında karşısındaki elini çekmedikçe kendisi çekmezdi

*hapşırdığında eliyle ağzını kapatırdı

*sohbetleri insanları usandıracak kadar uzun değildi.

 

Yorum (1) Yorum yaz!

ŞEB-İ ARUS


19/12/2007 · Kategori: cevher insanlar

ÖLÜM GÜNÜ TABUTUM YÜRÜYÜNCE ,

ŞU DÜNYANIN DERTLERİYLE DERTLENİYORUM SANMA.

BANA AĞLAMA,YAZIK,YAZIK DEME.

CENAZEMİ GÖRÜNCE AYRILIK,AYRILIK DİYE FERYAT ETME.

BENİ TOPRAĞA VERİRKEN ELVEDA,ELVEDA DİYE AĞLAMA.

GÜN DOĞUMUNU GÖRDÜN YA..

GÜN BATIMINI DA SEYRET.

HANGİ TOHUM YERE ATILDI DA ÇIKMADI.

İNSAN TOHUMU HAKKINDA NİÇİN ZANNA DÜŞÜYORSUN?

 

VE SONRA SUSTU.

GÜN ON YEDİ ARALIKTI.

 

O HALA KONUŞUYOR ASLINDA ÇÜNKÜ SUSKUN BİR DENİZDİ

UCU BUCAĞI GÖRÜNMEYEN BİR DERYA...

VE ŞÖYLE ANLATIYORDU NASIL BİR DENİZ OLDUĞUNU:

 

BEN BİR DENİZİM KENDİ VARLIĞI İÇİNDE TAŞAN

UÇSUZ BUCAKSIZ..ALABİLDİĞİNE BÜYÜK.

KIYISIZ HÜR BİR DENİZ..

İKİ DÜNYADA YOK OLDU GİTTİ BENDE

ARTIK

NE O DÜNYADAN SORSUNLAR BENİ,

NE BU DÜNYADAN!

 

ALLAHIM BİZLERİDE ÖLÜM GÜNÜ ŞEB-İ ARUS OLANLARDAN EYLE........

Yorum (yok) Yorum yaz!

sezai karakoç


8/11/2007 · Kategori: cevher insanlar

Sezai Karakoç, 1933 yılında Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde dünyaya gelir. Babası Yasin Efendi’nin koyduğu isim Muhammed Sezai’dir. Nüfus kayıtlarında Ahmet Sezai olarak geçer. Dedeleri, Ergani ve yöresinde oldukça etkin kişilerdendir. Babasının babası Hüseyin efendi, Plevne savaşına katılmış; Gazi Osman Paşa’nın takdirini kazanmıştır. Aile Leventoğulları olarak anılır.

Şairin çocukluğu Ergani, Maden ve Dicle ilçelerinde geçer. Altı yaşında ilkokula başlar ve 1944’te Ergani’de ilkokulu tamamlar. Maraş ortaokuluna parasız yatılı öğrenci olarak kayıt yaptırır.1947 de burayı bitirerek Gaziantep’te yine parasız yatılı lise öğrenimine başlar. Gaziantep lisesinden 1950’de mezun olur. Felsefe okumak istediği için İstanbul’a gider. Fakat babasının arzusu ilahiyat fakültesidir. Kendi parasıyla okuyamayacağını anlayınca, o zaman parasız yatılı kısmı bulunan Siyasal Bilgiler Fakültesi sınavına girer. Sınav sonuçlarını beklerken de Felsefe bölümüne kayıt yaptırır. Eğer sınavı kazanmazsa felsefe eğitimi yapacaktır.

Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesini kazanarak başladığı yüksek öğrenimini, 1955’te fakültenin mali şubesinden mezuniyetle tamamlar. Pek çok resmi görevde bulunur. Görevi icabı Anadolu’yu çok gezer ve birçok il, ilçeyi inceleme, tanıma fırsatı bulur. 1960-1961 yıllarında yedek subay olarak askerlik görevini yerine getirdikten sonra görevine kaldığı yerden devam eder. 1965’ten 1973’e kadar birçok kez istifa eder. 1973’ten bu yana da hiçbir resmi görev almaz.

Kurucusu bulunduğu ‘Diriliş Yayınları’ ve ‘Diriliş Dergisi’ ile İstanbul’da hizmete devam eder. 1990 yılında ‘Güller Açan Gül Ağacı’ Amblemiyle Diriliş Partisini (DİRİ-P) kurar. Yedi yıl Partinin Genel Başkanlığını yürütür. Ancak 1997’de iki genel seçime girmedi gerekçesiyle parti kapatılır.

Devlet, millet ve medeniyet kavramlarına farklı boyutlarda anlam yükleyen Sezai Karakoç’un kırk-bir yıllık ‘Diriliş’ doktrini etrafında düşünsel alanda bir Diriliş Nesli oluşur.

Şiir, sanat ve düşünce ile yüklü hayatına, çilesine, duygu ve duyarlıklarına değinmek çok da kolay değil. Bunun için büyük bir çalışma gerekir. Kısaca, ‘şiir üslubu bakımından, az çok İkinci Yeni’ye yakın sayılsa da, şiirinde işlediği temalar, inandığı değerler bakımından şiirimizde yeni ve değişik bir sestir’ demek mümkün.

Şiir Kitapları:

Körfez (1959), Şahdamar (1962), Hızır'la Kırk Saat (1967), Sesler
(1968), Taha'nın Kitabı (1968), Kıyamet Asisi (1968), Mağara ve Işık (düzyazı şiirler, 1969), Gül Muştusu (1969), Zamana Adanmış Sözler (1970), Ayinler (1977), Leyla ile Mecnun (1981), Ateş Dansı (1987)...

Yorum (yok) Yorum yaz!

ZARİF İNSAN


1/11/2007 · Kategori: cevher insanlar

1940'ta Ankara'da doğdum. Rahmetli babam hakimdi. Bu vesile ile çocukluğum Güneydoğu'da geçti. İlkokula Siverek'te başladım. Maraş ve Ankara'da bitirdim. Ortaokula ise Kızılcahamam'da başladım, liseyi Maraş'ta tamamladım. Aslen Maraşlıyım.

Ceddimiz 300 yıl kadar önce Kafkasya'dan Maraş'a gelip yerleşmişler.
Bunlar üç kardeşmiş ve içlerinden birinin adı Zarif'miş. İşte bizim aile bu Kafkasyalı Zarif'ten geliyor. Daha çok bu sebeple olacak Kafkasya'yı çok seviyorum.

Edebiyata lise yıllarında şiir ve kompozisyonlar yazarak başladım.
Usta hikayeci Rasim Özdenören, şair Erdem Beyazıt, şair Alaaddin Özdenören ile aynı sıralarda okuduk.
Liseden sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatını bitirdim.
Öğrenciliğim sırasında çalışmak zorundaydım. Muhtelif gazetelerde sayfa sekreteri olarak çalıştım. Bu yüzden tahsilim biraz ağır aksak ilerledi. Bütün bunlar zarfında vazgeçmediğim,değişmeyen, istikrarlı bir yönüm vardı,o da şairliğim ve yazarlığımdı.

Bir yerde çok titiz bir insanım,bir bakıma da hiç titiz değilim. Görünüşte bir düzensizlik içindiyim,ama her şey zihnimde benim de şaştığm bir disiplin ve düzen içindedir. Şu masanın halini görüyorsun.Çekmecelerde öyle. Ama söyleyin bir şey onu gözüm kapalı çıkarayım. Hayatımda öyle. Bir telaş içinde parçalanmış gibiyim. Ama saati saatine proğramlanmışımdır.
Şiiri de ne zaman yazacağımı bilmiyorum.Memur gibi. Durum öyle gerektiriyor.

Sezai Karakoç Ağabeyin yayınladığı Diriliş dergisinde şiirlerim yayınlandı.
Ağabeyin sohbetlerinden ve yazdıklarından çok şeyler öğrendik.Her anlamda bizim hocamızdı. Yetişmemizde çok büyük faydası oldu. Sonra Nuri Pakdil ve arkadaşlarının yayınladığı Edebiyat dergisinde yazdım. 1976'dan itibaren ise ben, Erdem Beyazıt, Rasim Özdenören, Akif İnan ve Nazif Gürdoğan'nın kurucuları olduğu Mavera dergisinde şiirlerim, bir-iki hikayem, senaryo çalışmalarım, günlüklerim ve "Okuyucularla" ismini verdiğimiz sohbetlerim yayınlandı. Bir kaç yıldan beri ise roman çalışıyorum. Bunlardan ilki Savaş Ritimleri 1985'te yayınlandı. Ayrıca çocuk edebiyatı dalında kitaplar yazdım."*

Değişik dönemlerde ilkokul öğretmen vekilliği ve Almanca öğretmenliği yapan Cahit Zarifoğlu, 1976'dan itibaren TRT  Genel Müdürlüğü'nde mütercim sekreter olarak görev aldı. Farklı gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı.Mavera Dergisi'ni arkadaşlarıyla birlikte yayımladı. Zaman Gazetesi ve Mavera dergisi'nde 'Okuyucularla' başlığıyla hayli ilgi toplayan ve bir 'mektep' özelliği taşıyan sohbet köşelerini düzenledi. 1983'te TRT İstanbul Radyosu'nda görev aldı. Radyo oyunları yazdı. 1984'te Türkiye Yazarlar Birliği Çocuk Edebiyatı Ödülü'nü alan Zarifoğlu, 07 Haziran 1987'de Yâr'ine kavuştu. 'Yâr ile bayram iderler şimdi."
 

ESERLERİ:
Şiir:İşaret Çocukları
        Yedi Güzel Adam
         Menziller
         Korku ve Yakarış
Hikaye:İns
Çocuk Hikayeleri:Serçekuş
                                Katıraslan
                                Ağaçkakanlar
                                Yürekdede ile Padişah
                                 Küçük Şehzade
                                 Motorlu Kuş
                                 Kuşların Dili
Çocuk Şiirleri:Gülücük
                           Ağaçokul (Çocuklara Afganistan Şiirleri)
Roman:Savaş Ritimleri,Ana
Günlük:Yaşamak
Deneme:Bir Değirmendir Bu Dünya
               Zengin Hayaller Peşinde
Tiyatro:Sütçü İmam

                                                         .
*
Sohbet,Olcay Yazıcı,Türkiye,10 Mayıs 1986

 

HAKKINDA SÖYLENENLER

 

Cahit Zarifoğluna ait hangi metin olursa olsun, onun dünyasına bir iklime girer gibi girersiniz. Yeni bir iklime girmenin ne gibi etkileri oluyorsa, nasıl değiştiriyorsa insanı öyle değişirsiniz. Zarifoğlu'nun anlatımından gelen, ondan alınan bir tad vardır. Bu tad, her lokantada bulunan
bir tad değildir. Yalnız onda yapılan, başka yerlerde bulunması mümkün olmayan özel bir yemeği yemeye gider gibi gidilir onun anlatımına.
Zarifoğlu'nun anlatımı için olay sözcüğünü kullanmıştım. Bu anlatım küçük fakat önemli bir olayın gerçekleşmesi gibi (mesela bir gülün açması) duyumsanır. Dil dediğimiz genel atmosferin içinde adım
adım beliren, ortaya çıkan, içten sarsıcı ve değiştirici bir serüven gibi yaşanır onun anlatımı.

aaliahraman ALİ KAHRAMAN

                                    ***************************************

Kendinden sonra yazmaya başlayan genç müslüman şairlere hangi özellikleriyle yol göstermiş olursa olsun, O'ndan sonrakiler O'nda ders alınacak bir taraf bulacaklardır. Hem şiirin kendine mahsus kaliteleri bakımından, hem müslüman bir şairin dünya hayatındaki temayülleri bakımından."

                              İSMET ÖZEL

                                            *******************************************

"... Cahit fıtraten bir şeyler için yaratılmıştı. Her türlü güzelliğe aşıktı. İnsan güzelliklerine, tabiat güzelliklerine ve insan eserinin güzelliklerine aşıktı. Çok kimse bilmez. Cahit'in müzik tutkusu vardı. Cahit'in bir müze kültürü vardı. Bunlardaki güzellikleri hisseder ve içine doğduğu gibi o güzellikleri kendi diliyle çevresine de yansıtırdı.
... Cahit ne kendi yazdıkları üzerinde, ne de başkalarının yazdıkları üzerinde düşüncelerini açığa vurmazdı.Cahit dışa vurmadığı için saplantıları olmamıştır. Şimdi diğer arkadaşların saplantıları mı var,diyeceksiniz. Evet var. Çünkü şiir anlayışlarını söylüyorlar."

                   RASİM ÖZDENÖREN

                                  *****************************************

Türkçe'de hem ahenge ulaşmak hem de duygu iletişimini sağlamının belki de en çetin bir şairlik görevi olduğu günümüzde, bir de buna "avucunda kor tutmayı" eklemişti. "Hal"ini iyiye doğru sürekli yüceltirken "şiir"ini de yeni "hal"ine uydurma savaşımında idi."

                       HÜSEYİN  HATEMİ

 

www.zarifce.com

Yorum (yok) Yorum yaz!


esma - neslihan