Design by NodeThirtyThree AH MİNE'L AŞK-I VE HALATİHİ - Blogcu




sanadır ilticası galibin


18/6/2008 · Kategori: edebiyat



1. Efendimsin cihânda i'tibârım varsa sendendir
Miyân-ı âşıkânda iştihârım varsa sendendir

2. Benim feyz-i hayâtım hâsıl-ı rûh-ı revânımsın
Eğer sermâye-i ömrümde kârım varsa sendendir

3. Veren bu sûret-i mevhûme revnak reng-i hüsnündür
Gülistân-ı hayâlim nevbâharım varsa sendendir

4. Felekden zerre mikdâr olmadım devrinde rencide
Ger ey mihr-i münîr âh u zarım varsa sendendir

5. Senin pervâne-i hicrânınam sen şem-i vuslatsın
Be-her şeb hâhiş-i bûs u kenârım varsa sendendir

6. Şehîd-i aşkın oldum iâle-zâr-ı dağdır sînem
Çerâğ-ı türbetim şem-i mezârım varsa sendendir

7. Gören sergeştelikte girdâb-ı dest zann eyler
Fenâ-ender-fenâyım her ne varım varsa sendendir

8. Niçün âvâre kıldın gevher-i gaitanın olmışken
Gönül âyînesinde bir gubârım varsa sendendir

9. Şafak-tâb eyledin peymânemi hûnâb ile sâkî
Sabâh-ı sohbet-i meyde humarım varsa sendendir

10. Sanadır ilticası Galibin yâ Hazret-i Mevlâ
Başımda bir külâh-ı iftihârım varsa sendendir

Şeyh Galip



1. Efendimsin, dünyada bir itibarım varsa sendendir.
Âşıklar arasında bir şöhretim varsa senin yüzündendir.

2. Benim hayatımın bereketi, akıp giden ruhumu ortaya çıkaran sensin.
Eğer ömrümde bir kazancım varsa senin sâyendedir.

3. Bu kuruntuya dayanan, hayal ürünü olan şekle parlaklık ve canlılık veren senin güzelliğinin rengidir.
Hayalimin bir gülbahçesi, ilkbaharım varsa senden gelmektedir.

4. Devrinde felekten bir zerre kadar incinmedim.
Ey aydınlık güneşi Eğer ah edip ağlıyorsam senin için ağlıyorum.

5. Sen kavuşma mumusun. Ben senden ayrı bir pervaneyim.
Her gece seni öpmek seni kucaklamak arzum varsa senin içindir.

6. Aşkının şehidi oldum. Göğsüm yaralarla lale bahçesine döndü.
Eğer türbemin bir kandili varsa, mezarımda mum yanıyorsa senin sayendedir.

7. Beni başı dönmüş, başıboş dolaşır gören çölün kasırgası sanır.
Yokluk içinde yok olmuşum. Eğer bir varlığım varsa senden gelmektedir.

8. Senin yuvarlanan incin olmuşken beni niçin başıboş bıraktın?
Gönlümün aynasında bir toz parçası varsa senin aynlığındandır.

9. Sâkî! Kadehimi kanlı göz yaşlarımla doldurdun.
Mey sohbetinin sabahında başım ağrıyorsa senin yüzündendir.

10. Ey Mevla hazretleri! Gâlib sana sığınmıştır.
Başımda öğündüğüm bir külahım varsa sendendir.
ŞEYH GALİB

Yorum (yok) Yorum yaz!

MERHABA GAZELİ,YUSUFUN DİLİNDEN


27/5/2008 · Kategori: edebiyat

ey örtüsüne bürünen gece kadar güzel sevgili

şimdi gerçekleşen bir rüya,tamamlanmış bir fetihsin bana

merhaba ey yollarına döküldüğüm

fethi cana safa gelen merhaba

ey akıncılarımı barındıracak şehir

benim şehrim merhaba

 

boyuna kanıyor,nasıl süzülüyorsa,akıyorsa nil

ehramlar şehrinden

öylece akıyorsun içimdeki şehirden.

şehirler ki tüm tebaası sen

şehirler ki tebaaya hayat veren sen

şehirler ki en girilmez kapıları sana ram olmuş

benim efendim merhaba

 

en alt basamakdan yola çıkıp da

on sekiz bin alemin kendisi olan merhaba

çok mu yoruldun gecenin ordularını aşarken

çok mu çıkmazlardan geçti yolun bana gelirken

gözlerimle gören deniz,gözleriyle

ağladığım merhaba

ey yağmurun sevgilisi

ey mısırın yorgunve siyah gülü

ırmak olarak bana akacaksın unutma,

gül dikenine dayayıpta sinemi

öleceğim unutma

ey arka bahçelerin incisi

ey adım adıyla bile yazılacak olan merhaba

seni buldum tamamlandım merhaba

 

şimdi üzerinden güneş geçen aydınlık bir duvara

parmağımın ucuyla

bir Z çizdim,ben:YUSUF

yanına bir Ü,sonra bir L

sonra bir E,sonra Y,ve HA

ZÜLEYHA

MERHABA

 

bir nar çiçeğine yürüdüm mevsimler boyu

bir çöl yorgunluğu çöktü üstüme

bir vaha sekinesi indi kalbime

kuyunun dibindeyim kervanlar bulsun istemem

gömleğim kanlar içinde

köle pazarlarında satıldım ya

sensiz geçer akçem yok aşk mezadında

ah benim devletim,ah benim ülkem

benim ömrüm

merhaba

 

BEN,YUSUF,SINANMIŞ BİR KALBİN SAHİBİYİM

ŞÖYLE BUYUR,BU KALP SENİN EFENDİM

 

ŞİMDİ BEN,YUSUF,TUT Kİ MISIRA AZİZİM,EFENDİYİM

BOYNYMDAKİ KÜNYEDE HALA VASFIM YAZILI:
ZÜLEYHA YA KÖLEYİM

 

nazan bekiroğlu

yusuf ile züleyha

kalbin üzerinde titreyen hüzün

 

(BİZİM İÇİN..)

Yorum (2) Yorum yaz!

VEFALI DOSTLUK DEDİĞİN


17/5/2008 · Kategori: dusunce ufku

Misallerden hakikat çekirdeklerini hasat etmek, bizim eski(meyen) kültür geleneğimiz kadar Kur’an-ı Kerim’in de insanlığa evrensel dille hitabında kullandığı çok köklü ve isabetli bir metottur. İnsanların ekserisinin “avam” kabul edilebilecek bir anlayış seviyesinde oldukları önkabulüne itibarla, temsillerin manayı akla yakınlaştırmak için veriliş gayesinin zaruriyeti kendisini bir kere daha hissettirmektedir. Ahirzamanın dostsuz gurbetlerinde bir de kamilen vefalı dostluk beklentisi, gerçekten hemen herkesin “hülya” ufkunda ancak hayalen yaşadığı veya “istikbalde” yaşamayı düşlediği bir rüya olmaktan öte gitmiyor gibi gözükmektedir.

Fakat herşeye rağmen yine de “Vefalı dostluk dediğin böyle olur...” dedirten gözyaşartıcı sahneler yaşanmıyor değil. Hemen güncelin içinden bir misal değil belki ama, ilk defa okuduğumda tüğlerimi diken diken eden, içimde bir çığlık kopartan ve ardından içime büyük bir çığ düşüren şu menkıbeleşmiş hadiseyi bilvesile paylaşmak istiyorum ve o olayın kesitinden vefalı dostluğa bir nazar-ı âşina kılmak murad ediyorum:

Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Siper üstüne uzanan başların uçuştuğu bir ateş yağmuru vardı. Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü gördü. Görür görmez de hemen aynı siperdeki komutanına: -Teğmenim, arkadaşım vuruldu; müsaanizle fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim?... Komutan: –Delirdin mi? der gibi baktı ve “Gitmeye değer mi?.. Arkadaşın delik deşik olmuştur... Büyük olasılıkla ölmüştür bile... Kendi hayatını tehlikeye atma sakın...” dedi. Asker çok ısrar edince Teğmen bilmecburiye “Peki” demek zorunda kaldı: “Madem öyle, git o zaman...” İnanılması güç bir mucize gerçekleşti ve asker, ateş sağanağı altında arkadaşına ulaştı. Bir aralık kesilen ateşi fırsat bilerek onu sırtladı, can havliyle geri getirdi, birlikte siperin içine yuvarlandılar.

Teğmen, kanlar içindeki yaralı askeri kontrol etti, sonra onu taşıyan vefâlı arkadaşına döndü: - Sana değmez, hayatını tehlikeye atmana değmez, demiştim. Bu zaten ölmüş.” dedi. –Değdi teğmenim, dedi asker, değdi... -Nasıl değdi? dedi Teğmen, bu adam çoktan ölmüş, görmüyor musun?” Gözleri buğulu asker, ağlamaklı duygularıyla: -Gene de değdi Komutanım. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyaya bedeldi benim için.” der ve hıçkırıklara boğulur. Çünkü “Geleceğini biliyordum, demişti arkadaşı, geleceğini biliyordum!..” Meraklı bakışlarla bekleyen komutan da duyduğu sözler karşısında ağlamaya duracaktır.

Maskelerden hakiki yüzlere ulaşılamayan –iki yüzlü değil- çokyüzlü beşeriyet kalabalığında, yine de herkese ve herşeye rağmen “dost olabilen ve dost kalabilen” bir avuç da olsa gerçek dostların bulunduğunu bilmüşahede itiraf etmek durumunda olduğumu belirtmek isterim. Yılların yoramadığı, zamanın eskitemediği, mekan ayrılığının bitiremediği, hala ölümüne seven gönül ehli Kâbe-misal zatları yer yer gördükte, hep şükürle karışık hüzünle, içime şu hadis-i şerif doğar ondört asır ötelerden: “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda üç şeyden daha kıymetli bir şey kalmayacaktır: 1. Helal para, 2. Kendisiyle ünsiyet edilen (bir gönül dostu, din) kardeşi, 3. Amel edilen (yaşanılan) bir sünnet...” [Taberânî, Mu’cemu’l-Evsât 1/35; Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid 1/172; Deylemî, el-Firdevs bi Me’sûri’l-Hitâb 2/320]. Hayatta para çok, helal az; çevrede kardeş çok, ünsiyet az; kitaplarda sünnet çok, yaşayanı az.

Nişabur'dan yetişen sûfîlerden biri olan Yahyâ b. Muâz Râzî (ö.258/871), rahimehullah’ın yaşadığı devirde, daha hicrî üçüncü yüzyılda en çok yakındığı üç şeyden birisi de ”vefasız dostluklar” olmuştur. Derdi ki: “Biz üç şeyi kaybettik –ve ben onları çevremde tek-tük görüyorum-: 1. İffet ile birlikte yüz güzelliğini, 2. Dine bağlılıkla güzel sözü, 3. Vefa ile birlikte dostluğu kaybettik.” [Gazzalî, Mukâşefetü’l-Kulûb, Mtc. Salih Uçan, s.546]. Evet –istisnalar mahfuz- asrımızda güzellik iffeti kaybetti, tatlı söz diyaneti kaybetti, dostluk da vefayı kaybetti diye Yahya b. Muaz, kendi devrinden böyle şikayet ediyordu, ya bir de bizim içinde bulunduğumuz ahirzamanı görseydi, kim bilir ne diyecekti?..

Melekler gibi gıll ü gışsız, dupduru ve aparı bir çift gözün şehlâ bakışlarından yayılan dostluk ışığı ve kardeşlik ısısı, ahirzaman cehennemindeki nesillerin soğuk karanlığını yok edecek ve onları saadet cennetine garkedecek bir mucizevî tesiri bağrında barındırmaktadır demiş olsak, bu ziyadesiyle romantik bir iddia olarak değil, belki realist bir tespit olarak kabul edilmelidir diye düşünüyorum, en azından ben bunu böyle olduğuna inanıyorum. Yokluğunda anlaşılır varlığın değeri. Hayatının hususiyle lise, yahut üniversite çağlarında duyguları ve düşünceleri itibariyle ter ü taze gençlerin iman, ubûdiyet ve hizmet yamaçlarında mazhar oldukları uhuvvet ve velâyet esrârını bütün bir ömür boyu hayat gerçekleri içinde sürekli koruma veya arama serüvenleri artık milyonlarca insan tarafından içtenlikle teslim edilmektedir.

Bunların kimisi yalın ayak, başı açık hayalleriyle kronik nostalji hastalığına yakalanıp “şimdiyi geçmişe yönlendirmeli” olarak yaşarken, kimileri de hala ümit ve azimlerini korumakla beraber, maziden arta kalan bir avuç dostla ölüm-kalım mücadelesi vermektedirler denebilir. Tabii bir kısmı da var ki gönül dünyasında maziyi hâlin yollarından geçirerek istikballe buluşturup İslam uhuvvetindeki tefânî esrarını bir cennet gülistanı halinde yaşama ve yaşatma idealiyle mücadelelerini sürdürmekte,  mazharları kılındıkları “mütehâbbûn fillâh” ünvanının sorumluluğunu yerine getirme sadakat ve vefâsıyla son cüz’üne kadar iradelerinin hakkını vermektedirler.

Âmennâ: Kulların kalplerine yerleştirdiği kendi mukaddes sevgisinden artık olarak Cenâb-ı Vedûd bir de insanlara hemcinsinin sevgisinden olmazsa olmaz bir nasip takdir etmiştir ki, bu kullar arası sevginin sistemleşmiş şekline, âbideleşmiş haline dostluk diyoruz. Ve dostluk, göklerötesinin yerlilere lutfeylediği en özel armağanlardan birisididir. Dostlar, manevî mücevherlerdir, bîhemta pırlantalardır. Kimin kaç tane gerçek dostu varsa, o kadar zengin bir insandır. Hoş, en büyük, en kıymetli, en üstün, en yüce ve ebedî dost, dostluğun yaratcısı, Dost’un Ta Kendisi Cenâb-ı Habîb ü Vedûd dost olmadıktan sonra bütün dünya dost olsa neye yarar, ne kıymet-i harbiyesi var?

Hakikat şu ki: Allah dostu olamayanların ne hak dostu vardır, ne de hakikat dostlukları. Ölümle ölen dostların kabir kapısında biten dostlukları, bir ömürlük yalan, ömrün sonunda koca bir hüsran ve kâbil-i iltiyâm olmayan bir inkisâr. Cehennem’de dostluk mu kalır ki bizi ona ehil yapacak dostlar edinelim?.. Bilakis… Dostluk dediğin, adamı ateşten kurtarandır. Dostluk dediğin ölümüne olandır, ama ölümsüzlüğe koşandır. Allahsız ölümsüzlük mümkün mü!.. Haşa ve asla.. Yukarıdaki ciğersuz olayı bir kere daha okuyalım ve sonra düşünelim: Eğer o asker dostların imanları yok idiyse, sonsuzluk diyarında o sevgi ve sadakatleri acaba ne işe yarayacaktır? Hesaplarımızı şu üç günlük dünya hayatı ile sınırlayacak kadar sığ bir idealin kurbanları olmayı göze alamayacağımıza göre…

 

MUSA HUB

Yorum (yok) Yorum yaz!

sizin fikriniz ne!


10/5/2008 · Kategori: dusunce ufku

aryanlar bulamaz,bulanlarsa arayanlardır.!

BEYAZIT-İ BESTAMİ

 

bu söz hakkında fikirlerinizi bekliyorum.

fikir çekmecesini karıştırmanızı istiyorum.

kolay gele fikrinin çekmecesinde kaybolanlara.....

Yorum (3) Yorum yaz!

allahım bizi hem affet hem adam et


7/5/2008 · Kategori: duaalemi

Allah ım bizi hem affet hem adam et!!!

Duayı kabul eden, dilekleri veren, vermeyi murad edince el açtıran, ancak sevdiği kuluna dua ettiren, sevmediklerinin elini ve dilini bağlayan ve kendisine yönelmekten alıkoyan Allahım!..

Bizi affet!..

Biz, Sevgilinin nuruna lâyık olmaktan düştüğümüz için bu hale geldik.

O'na lâyık olabilmek kimsenin haddi değil... Fakat lâyık olunamayacağını bilmenin liyakati herkesin vazifesi... İşte bu son inceliğe lâyık olamadığımız için bu hale geldik.

O nur öyle bir nur ki, lâyık olmakta, topyekûn zaman ve mekâna, bu dünyaya ve ötekilere malik olmak var... Bu liyakatten düşmekte de, her türlü mahrumluk ve mahkûmluk...

Her türlü mahrum ve mahkûm olduk.

Bizi affet!..

O Nur'un vecd ve aşkı üzerimizdeyken, denizlere, yelkenleri ipekten ve çıpaları altundan kalyonlar indirdik; karalara da, yolunu viraneye çevirmek yerine mamureye döndüren ordular saldık. Padişahlara "Ayağa kalk, kanun huzurundasın" diye ihtar eden hâkimler yetiştirdik. Müspet bilgiler, medenî aletler, keşifler ve buluşlar, hep o Nur'un kendi fert ve cemiyet aynalarımızda tecellisinden... O Nur'u körleştirince de Şark'ın son 5 asırlık macerası içinde bir zamanlar yaban domuzu hayatı süren Garplının sürü hayvanı olduk.

Son yüz yıl içinde bizi bu halden kurtarmak isteyen hiçbir davranış şifa getiremedi. Zira o Nur'a yeniden liyakat ve bu liyakati yeni zaman ve mekâna tatbik etmek Şuurlaştırılmadı. Ters yollara sapıldı. Bu ilerinin ilerisi şuurun sahiplerine "mürteci" dediler; ve onları, asıl din gözünde suçlu, O Nur'a liyakati sıfıra indirici, vecd ve aşk mahrumu, din ve hikmet cahili kara yobazdan ayıramadılar.

Onları, bize böyle muamele ettikleri için değil, bizi, bu muamelenin altından kalkamadığımız için affet!..

Bizi, boynumuza geçirdikleri asırlık idam ipini kravat diye taktığımız için affet!.. Tek kelimeyle, "Müslüman" yaftası altında müslüman olamadığımız için affet!..

Ve bize; kendi öz yurdumuzda asırlardır lütfen iskâna tâbi muhacirlere benzeyen gerçek müslümanlara, O Nur'a liyakatin en ileri derecesini bahşet; ve ebediyet bestesinden şarkımızı ateşten ahenk helezonlariyle gönüllere nakşet!..

Duamıza öyle bir tesir ver ki, kezzabın mermeri yediği gibi nefsimizin bütün oyuncak mabutlarını yakıp erittiğini, senin mücerret ve münezzeh birliğin etrafında hiçbir inanış pürüzü bırakmadığını görelim; ve sun'î teneffüsle açılan bir baygın şeklinde bu milletin yavaş yavaş doğrulduğuna şahit olalım!..

Allah ım!.. Bizi hem af, hem adam et!..

Necip Fazıl Kısakürek

gönderen:sevgipinari1

Yorum (1) Yorum yaz!

bahar ve aşk


15/4/2008 · Kategori: benim kelimelerim

Yeryüzü aşkla tanıştı.Toprağa,ağaca,çiçeklere,her

Yere aşk yağdı damla damla.Bahar geldi yeryüzüne.

Rahman ayetlerini gösterdi tek,tek.

cemre düştü önce havaya sonra suya ve toprağa.

Cemre düştü gönüllere yüreklere bahar geldi,çiçekler

Açtı kışın hüznüne kapılmış yürekler de.Aşk;cemre gibi

Düştü yürek devletine.

Üç cemre ki baharın habercisidir,üç cemre ki ancak ısıtır

Koca dünyayı.üç cemre rahmanın yeryüzüne üç hediyesi.

Oysa bir yürek için bir cemre yeter.bir yüreğe düşerse

Aşk cemresi artık çiçekler açar yürek de,aşk rahmanın

Kullarına hediyesi.

Yeryüzü bulmuştur hazinesini baharla,yemyeşil otların

Üzerine serpilmiş renk renk çiçekler,çiçeklerle meşk

Eder kelebekler.her yerde bir düğün vardır sanki.

Yerle göğün düğünü.

*********

Bahar yüreğime geldi,cemreler düştü de her yanım

Yandı senin varlığınla.gözlerim nereye baksa,bana

Rahmanı hatırlattı.onun sanatı karşısında acizliğim

Bin kat daha arttı.gece öten bülbülün sesinde binbir

Esmanın binbir zikrini duydum.duyuruldu.bana bir

Hazine verildi,sen sanki bana hazine olarak verildin

Varlığınla herşeyde onu hatırlamaya başaldım.aşk ki;

İnsana yaratanını hatırlatıyorsa gerçek aşktır.yüreğim

Senin varlığınla doluyorken,hep rabbimi hatırlatıyorsun bana.

Hani insan bir hazine bulur da onu sımsıkı saklar,

Zarar gelmesin diye.eğer sen bana verilmiş bir hazineysen

Korkarım seni kaybetmekten,bundandır sana sımsıkı

Tutunmak istemem.

Allah her yürek için bir yürek yaratmışsa eğer-ki öyle

Der rahman-yüreğim senin yüreğinde can bulmak ister.

Hissetmek ne kadar zorsa,hissettiklerini yazmak

Ondan da zordur.kelimeler yetmez,ama eğer baksan

Hissetiğini anlatmak isteyenin yüzüne iki damla yaş

Anlatır herşeyi.Nasıl ki nisan yağmurlarıyla can bulur

Yeryüzü,benimde gözyaşlarımla can bulur kelimelerim.

Ama insan gösteremez gözyaşlarını tuşların üzerinde.

Ancak hisseden bir yürek görebilir,anlayabilir.

Kapını çalar biri,kapıya yönelirsin açmak için.gelen kim olursa olsun açar mısın?rahmanın misafiri diyerek.yoksa kapının önünde bekletir misin?

Peki biri gelse kalbinin kapısına,beklese sabırla,korkuyla açarmısın kalbinin kapılarını sonuna kadar?yoksa,yoksa,yoksa....

Ufacık yüreğine seni can yapmış bir yitik düşü yüreğine canan yapmaya korkar mısın?

İnsan bazen anlatamaz hislerini korkar anlatsa da anlaşılamayacağından.korkasın,korkarsın,korkarsın...

Ey rahman ve rahim olan,hafız,mucib olan rabbim!beni korkularımdan emin kıl!kapısına gittiğim yüreği bana can eylediğin gibi,beni de ona canan eyle.sen ki beni benden daha iyi bilirsin,bana benden daha yakın olansın.

Ben anlatamam ey kelimelerin rabbi,ancak ben sana sığınırım bütün ümitsizliklerden,korkulardan.içime onu dolduran kim rabbim?bu iki yüreği tanıştıran kim?ey hikmetinden sual olunmayan rahman;

Gönlümdekini hakkımda hayırlı eyle,hakkımdakine gönlümü razı eyle.

Cana canan eyle bu gözyaşlarını........

 

Kelimeler gelmiyor,cümleler kurulmuyor,kendini bırak gitsin baharın kollarına,rahmanın ayetlerine.oku sadece oku.okumak için sana bahşedilen gönül gözlerinle oku.kapıyı aç ve kalbinin kapısında bekleyen yüreği oku.o yürek ki rahmanın evidir,yere göğe sığmayan bir mümin kulun yüreğine sığan rahmanın evi.ve rahman ikiyi bir edendir,yürekleri birleştirendir.

Söz bitti sözün bittiği yere nokta yakışır.

 

Yorum (2) Yorum yaz!

dua


6/4/2008 · Kategori: duaalemi

 

Allahım, lütfunla, kereminle bu milletin ağacı yeşildir, Senin kereminden bu millet bugün hâlâ yaşayabilmektedir! Allahım, İslam milletine kıpırdanış, silkiniş imkanı bağışla, Hz.Ali gönlü, Hz.Ebubekir sadakati ve ihlası bağışla! Bu ümmetin ciğerine Muhammed aşkının okunu sapla, Yeniden dünyaya hakim olma arzusu uyandır onlarda!

17/03/2008

Öyle ki, senin gök kubbende daima parlak kalsın yıldızlar,

Senin dünyanda gecelerini ibadetle geçirenler selamette kalsınlar!
 

İslam gencine ciğer ateşi İslam’a hizmet harareti lûtfet,

Ona benim Peygamber aşkımı, derin görüşümü nasip et!
 

Benim gemimi içinde bulunduğu girdaptan kurtar,

Ona hızlı gitme gücü bağışla, yavaş gitmesinden kurtar!
 

Allahım, ölme yaşama sırlarını öğret bana,

Çünkü bütün bu kâinat senin ilmin içindedir daima.
 

Uykusuz gözlerim senin için yaşlıdır.

Senin için kalbimde dayanılmaz dertler saklıdır.
 

Sabahlara kadar feryat ve niyazlarım senin için,

Yalnızlığımda ve meclislerde yanıp yakılışlarım senin için.
 

Heyecanlarım, arzularım, burkuluşlarım senin için.

Umutlarım, aranmalarım hepsi, hepsi senin için.

                                                          MUHAMMED İKBAL

 

Yorum (1) Yorum yaz!

dua


6/4/2008 · Kategori: duaalemi

ALLAHIM!
Bize korkundan öyle bir pay ayır ki,bu sana karşı işlenecek günahlarla bizim aramızda engel olsun.
İtaatinden öyle bir nasip ver ki,o bizi cennete ulaştırsın.
Yakininden öyle bir hisse lutfet ki,dünyevi musibetlere tahammülümüz kolaylaşsın
Peygamberimiz(sav)'in sohbet meclisinden kalkarken okuduğu dua

Yorum (1) Yorum yaz!

ağlama karanfil


1/4/2008 · Kategori: videolar

ağlama karanfil,beni de ağlatma sil gözyaşlarını...

Yorum (yok) Yorum yaz!

karanfilim


1/4/2008 · Kategori: benim kelimelerim

 

HER SABAH GÜNEŞLE YENİDEN DOĞUYORUM,HER SABAHA SENİNLE MERHABA DİYORUM,HER SABAH YÜREĞİMDE BİR KARANFİLLE UYANIYORUM.

HANİ DER YA RAHMAN VE RAHİM OLAN ‘’HER ŞERDE BİR HAYIR,HER HAYIRDA BİR ŞER VARDIR.’’

BÜTÜN DUALARI,BÜTÜN UMUTLARI KALBİNE KOYAR ÇIKARSIN BİR YOLA,SONUNDA ONA KAVUŞACAĞINA O KADAR EMİNSİNDİR Kİ,HİÇ AKLINA GELMEZ YOLUN SONUNDA SENİ BİR HÜZNÜN KARŞILAYACAĞI.BİR BAKARSIN  Kİ KARŞINDA BİR HÜZÜN,DÜŞÜNÜRSÜN YOLA ÇIKARKEN KALBİNE KOYDUĞUN UMUTLAR VE DUALAR NERDE DİYE.ŞER GİBİ GELİR BELKİ,AMA PERDELERİN ARDINDAN BİR KARANFİL BELİRİR.ZAHİRDE SOLMUŞTUR BELKİ AMA ASLINDA BİR YÜREKTE YAŞAMAYA BAŞLAMIŞTIR.ANLARSIN Kİ,YÜREĞİNE KOYDUĞUN UMUT VE DUANIN KARŞILIĞINDA SANA BİR KARANFİL VERİLMİŞTİR.ARTIK YÜREĞİN O KIRMIZI KARANFİL İLE ATMAYA BAŞLAR.

HİÇ ELİNE DEĞMEMİŞ,GÖZÜNE DEĞMEMİŞ BİR KARANFİLİN YANINA BİR DE YUSUF SABRINI KOY VE DE Kİ:’’FESABRUN CEMİL’’ARTIK SABRETMEK EN GÜZELDİR.

BİR GÜN O SABIR,O GÜZEL SABIR SENİ ONA GÖTÜRECEK,BİR GÜN O SABIR ELİNDE KIRMIZI BİR KARANFİL GİBİ AÇACAK.YÜREĞİNLE BERABER ARTIK BİR YÜREK DAHA ATACAK.

ALLAHIM HİÇ EL DEĞMEMİŞ,GÖZ GÖRMEMİŞ O MASUM,ÜZERİNE GÖZYAŞLARI DEĞMİŞ KARANFİL HÜRMETİNE SABRIN KARŞILIĞINDA BİR KAVUŞMA MÜKAFATI BAHŞET ÖZLEYEN YÜREKELERE.

                                                                                     AMİN,AMİN,AMİN

                                                                             SALAVATLAR HÜRMETİNE

                                                                                             

Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki ::

esma - neslihan